TÜRK-İSLAM BİRLİĞİNE DAİR SICAK GELİŞMELER

 

Türk- İslam Medeniyeti’nin İhya Edilmesi ve Birlik Arayışları

Osmanlı İmparatorluğu'nun ardından, Ortadoğu'da savaş, terör, çatışma gibi şiddet olayları nedeniyle büyük bir istikrarsızlık ve huzursuzluk yaşanmaya başlanmıştır. Aradan geçen uzun zamana ve denenen her türlü siyasi rejim ve iktidara rağmen, bölgede huzur ve istikrar hala sağlanamamıştır. Gerek Balkanlar, gerekse Ortadoğu ve Kafkasya halkları savaşların, terörün ve gerginliklerin ağır yükü altında ezilmektedir.

 

 

 

 

 

Bu istikrarsız ortamdan rahatsız olanlar Osmanlı dönemindeki barış, huzur, istikrar ve birlik ortamının özlemini çektiklerini dile getirmektedirler. Cezayir Cumhurbaşkanı Sayın Abdelaziz Bouteflika “Osmanlı Milletler Topluluğu” nun kurulması yönündeki temennisini açıklarken bu özlemini şu sözlerle dile getirmiştir; "Osmanlı'yı ihya etmek, bizim kendi tarihimizi ihya etmektir. Ortadoğu'da anahtar Türkiye'nin elinde. Siz istemezseniz, Ortadoğu'da düzen kurulamaz..."  


Mali Devleti'nin parlemantosunun bir mensubu olan Mustafa Sonago, ülkemizi ziyareti sırasında, ülkesinde Osmanlı'ya karşı büyük bir sevgi olduğunu belirtmiş ve kendi coğrafyalarındaki sorunların ancak Osmanlı'da mevcut olan anlayışla çözülebileceğini dile getirmiştir.

Diğer yandan İsrailli devlet adamı ve siyasetçi Ehud Barak ise, Osmanlı'nın bölgeyi bir onbaşıyla idare ettiğini, ama şimdi generallerin bile idareyi gereği gibi yapamadıklarını ifade ederken, Filistin Başbakanı Ahmet Kurey de, "Başımıza ne geldiyse Osmanlı'ya sırt çevirmemizden geldi" şeklinde samimi bir itirafta bulunmuştur.

Nazarbayev, Çankaya Köşkü´nde

Birlik arayışlarıyla ilgili bir diğer önemli çağrı ise "Orta Asya Devletler Birliği" önerisiyle konuya dikkat çeken Kazakistan Cumhurbaşkanı Sayın Nazarbayev'den geldi. Nazarbayev söz konusu birlik modeliyle, önce ülkesinde birliği, sonra bölgede bütünlüğü, daha sonra da dünyada birlikteliği öngören gerçekçi bir ön stratejiyi ortaya koymuştur. Hiç şüphesiz ki bu da Türk-İslam Birliği modelinin gerçekleşmesi için atılacak çok önemli bir adımdır.

Özlemi duyulan Osmanlı anlayışının geri gelmesi ise Türk-İslam medeniyetinin ihya edilmesi ile mümkündür. Bu yükselişin bir kez daha gerçekleşebilmesi için ise bir öncüye gerek vardır.

Türkiye Öncülüğü

Ülkemiz tüm Ortadoğu, Balkanlar, Kafkasya ve Orta Asya'da kalıcı barışı temin etmiş, böyle bir birliktelikten oluşan ekonomik gücü en adaletli ve hakkaniyetli şekilde yönlendirmiş köklü bir tecrübeye sahiptir. Bu bölge halkları ile Türkiye arasında büyük bir kültür ve tarih birliği vardır. Kafkaslar, tarih boyunca Osmanlı'ya sığınmış olan Müslüman kavimlerin diyarıdır. Orta Asya ise, Osmanlı toprağı olmasa da, Türklerin ilk vatanı olması ve hala bu coğrafyada çok sayıda Türkün yaşıyor olması sebebiyle, Türkiye'nin doğal etki alanındadır. Nitekim Türkmenistan Cumhurbaşkanı Sayın Saparmurad Türkmenbaşı'nın, ülkesini ziyarete gelen üst düzey devlet yöneticilerimize Türkmenistan ve Türkiye arasındaki ilişkiyi; “iki vatan bir millet” olarak nitelendirmesi bu sıcak bakış açısının örneklerindendir.

Bu nedenle Osmanlı'nın varisi olan Türkiye Cumhuriyeti'nin, bölgenin içinden geçtiği bu süreçte kilit rol oynaması kaçınılmazdır. Milletimiz, hem Türk Cumhuriyetleri hem de İslam Ülkeleri ile tarihi ve kültürel bağları bulunması bakımından Ortadoğu, Orta Asya ve de tüm dünyanın faydasına olacak Türk-İslam medeniyetinin ihya edilmesi için öncü olabilecek bir tecrübeye ve mirasa sahiptir. Lider olmak için gerekli olan fazilete ve maharete de sahiptir. Geçmişte bunu başarmış olan Türk Milleti, Türk-İslam Dünyası'nda, öncülük görevini yeniden üstlenmesi gerektiği inancını günümüzde daha da pekiştirmiştir.

Nitekim Ülkemiz, jeo-stratejik ve jeo-ekonomik olarak, son derece kilit öneme sahip bir bölgede yer almaktadır. Türkiye'nin Asya ve Avrupa arasında bir köprü görevi görmesi, Kafkaslara ve Hazar Bölgesi'ne komşu olması, Karadeniz'i ve Akdeniz'i kontrol edebilen konumu, hiç şüphesiz ki önemini daha da artırmaktadır. Üzerinde bulunduğu coğrafya, Türkiye'ye, kendisini hem Avrupalı, hem Asyalı, hem de Ortadoğulu hissedebilme imkanı vermektedir.

Sahip olduğu bu özelliklerle dünyanın en acil ihtiyacı olan barış, huzur ve refah ortamını hazırlayabilecek bir medeniyetin tek varisi olarak Ülkemiz, Allah'ın izni ile lider ülke konumuna yeniden gelmeye ehil ve namzettir.

Unutulmamalıdır ki, Türkiye, yüzlerce farklı kültürün ve etnik grubun barındığı bu topraklarda, sahip olduğu Osmanlı mirası gereği "söz sahibi"dir. Pek çok ülkenin ısrarcı talebi, Türkiye'nin bu topraklarda aktif rol alması yönündedir.

TÜRK-İSLAM DÜNYASI'NDA BİRLİK ARAYIŞLARI

Kültür ve tarih birlikteliği yaşamış ülkelerin birlik oluşturmaları çok doğal bir sosyolojik olgudur. Tarihte defalarca yaşanmış bu olgu, günümüzde de kendini gösteren bir ihtiyaçtır. Avrupa Birliği'nin kurulması da bunun tipik bir örneğidir. Böyle bir birlik kurma sırası Türk-İslam Dünyası'na gelmiştir. Kazakistan ve Cezayir Cumhurbaşkanları bu birlik arayışlarını son günlerde yüksek sesle dile getirmişlerdir.

 Kazakistan'dan Gelen Birlik Çağrısı

Dünya siyasetinin gidişatı, ülkelerin uluslararası birliktelikler içinde yer almasını zaruri hale getirmiştir. Bu yapılanmalar coğrafi, ekonomik, sosyal, kültürel yahut ticari ortak paydaların üzerine kurulabilmektedirler. NAFTA (Kuzey Amerika Serbest Ticaret Birliği), Avrupa Birliği, OPEC ( Petrol İhraç Eden Ülkeler Birliği ) bu birliklerden yalnızca birkaçıdır. İşte Türk-İslam Dünyası da ortak menfaatler doğrultusunda biraraya gelerek uluslararası hukuk çerçevesinde yardımlaşmalı ve birbirlerinin haklarını korumalıdırlar. Türk Cumhuriyetleri'nin bulunduğu coğrafi bölge bu ortaklığı gerekli kılan faktörlerden biridir. Türk Cumhuriyetleri'nin bulunduğu coğrafya, yani Orta Asya, bazı devletlerin nüfuz mücadelesi yaptıkları bir alan haline gelmiştir. Bu mücadele, zaman zaman bazı bölge ülkelerinde istikrarı zedelerken, siyasi kaos ve kargaşaya da neden olabilmektedir. Dünyanın birçok devleti için, Orta Asya'nın, gerek jeo-politik, gerek stratejik, gerekse yer altı kaynakları açısından son derece kritik bir değere sahip olduğu bilinmektedir. Birçok ülke, uzun vadedeki menfaatlerinin bu coğrafyadaki gelişmelerle yakından ilgili olduğunun farkındadır. Bölgede meydana gelebilecek kalıcı bir istikrarsızlık ya da boşluk bu coğrafyada siyasi, ekonomik ve hatta dünya barışını tehdit edebilecek önemli sorunlar yaşatabilir. Bu nedenle, olası boşlukların önlenmesi için Türk Cumhuriyetleri'nin şimdiden sağlam bir fikir, kültür ve güç birliği yapmaları son derece mühimdir.


Nitekim Kazakistan Devlet Başkanı Nur Sultan Nazarbayev,Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin dağılmasının ardından bölgede oluşabilecek muhtemel istikrarsızlıkların önlenmesi açısından, bölge ülkeleri arasında işbirliğine gidilmesine öncülük etmiştir. “Orta Asya Devletler Birliği” projesi bu işbirliği arzusunun dışavurumu olmuştur. Bu nedenle "Orta Asya Devletler Birliği" projesini, yani Kazakistan, Özbekistan ve Kırgızistan arasında ekonomik işbirliğini geliştirme anlaşmasının Türk-İslam Birliği çerçevesinde değerlendirilmesi gereklidir. Bu birliğin amacı ve çerçevesi daha da genişletilerek tüm Türk Cumhuriyetleri'ni kucaklayan bir ortaklığa gidilmesi mümkündür. Bölgede oluşturulan küçük birliklerin ya da kısmi çözüm önerilerinin etkili olabilmesi için büyük Türk-İslam Birliği projesine ihtiyaç vardır. Bölgenin dünya platformunda ekonomik yönden hak ettiği yere gelmesi, ABD, Rusya ve Çin gibi büyük devletlerle ilişkilerin sağlam politikalar üzerine oturtulması, hassas siyasi dengelerin -Türk coğrafyasının durumu göz önünde bulundurularak- yeni stratejilerle güçlendirilmesi Türk Cumhuriyetleri'nin menfaatlerini gözetecek olan Türk-İslam Birliği ile mümkündür. Bu nedenle Türk Dünyası'nın devlet başkanlarının ve hükümet yöneticilerinin bu yönde attıkları adımlar çok önemlidir. Bu çalışmalar çok yakından takip edilmeli ve desteklenmelidir.


Cezayir'den Yükselen Birlik Oluşturma Temennisi


Sayın Nazarbayev'in birlik arayışından kısa bir süre sonra, Cezayir Cumhurbaşkanı Sayın Abdelaziz Bouteflikada aynı yönde bir birlik oluşturulması temennisini açıkladı. Birçok basın-yayın kuruluşunda yer alan Bouteflika'nın bu sözleri Türk-İslam Aleminin büyük bir kısmının duygularına da tercüman oldu. Sayın Bouteflika, Osmanlı'yı çok aradıklarını dile getirirken, eski Osmanlı coğrafyasındaki memleketlerin bir çatı altında toplanmasının gerekliliğine inandığını da belirtti. Hatta, bu türden bir birlikteliğe örnek olarak da İngiliz Devletler Topluluğu'nu gösterdi. Kuşkusuz onun bu cümleleri, hem Osmanlı'nın yönetim anlayışına karşı Cezayir'de duyulan sevgiyi, hem de Türk-İslam Aleminde böyle bir birliğin varlığına duyulan ihtiyacı dile getirmektedir. Cezayir, Osmanlı himayesinden çıktığı günden beri istikrarlı bir düzene kavuşamamıştır. Üç asırdan fazla bir süre Osmanlı toprakları içinde yer almış olan bu ülke halkı, bu süre zarfınca huzurlu ve güvenli bir yaşantı sürmüştür. Osmanlı Devleti, koruması altındaki her insanın rahatını ve mutluluğunu düşündüğü gibi Cezayirli vatandaşlarınınkini de düşünmüştür. Osmanlı yönetiminin şefkati ve merhameti, aradan yıllar geçmesine rağmen Cezayir Halkı tarafından hala unutulamamıştır. Osmanlı'yı minnetle anan Cezayirliler, Osmanlı idaresinde yaşadıkları yılları gerçek anlamda bir bağımsızlık dönemi olarak adlandırmaktadırlar. Devlet Başkanları'nın böyle bir açıklama yapması da, Cezayirliler'in çektiği Osmanlı özleminin en yetkili ve en resmi ağızdan dile getirilmesi olmuştur. Sayın Abdelaziz Bouteflika'nın sözleri, eski bir Osmanlı memleketinin devlet başkanının görüşleri olması itibariyle de çok önemlidir. Kendisinin bahsettiği bir Osmanlı Uluslar Topluluğu oluşturulması fikri, bir Türk-İslam Birliği kurulması temennisidir. Yani Türk-İslam Birliği ideali bir zamanların Osmanlı memleketlerinin ortak ülküsü haline gelmiştir. Görülmektedir ki, böyle bir Birliğin oluşturulması gerektiği fikri yalnızca Türk Milleti'nde bulunmamaktadır. Sayın Cezayir Cumhurbaşkanı'nınkine benzer açıklamalar, diğer birçok Türk-İslam Devleti'nin çeşitli yüksek makamlarından da gelmiştir. Ortak bir tarihi paylaşmış bu memleketlerin gayesi, yeniden bir birliktelik meydana getirmektir. Çünkü onlar böyle bir birlikteliğin manevi gücüne tüm Türk-İslam Alemi’nin gerçekten ihtiyacı olduğunun bilincine varmışlardır. Türk-İslam Birliği; önce ülkelerdeki birliği sonra bölgede bütünlüğü daha sonra da dünya birlikteliğini öngören bir birlikteliktir. Türk-İslam Dünyası'nda ve yeryüzünde kalıcı istikrarın sağlanması için atılacak en önemli adım, Türk-İslam Birliği altında birleşmekle olacaktır. Asırlardır dünyada barışın ve istikrarın sembolü olan Türk Milleti, bir kez daha dünya çapında huzurun ve güvenin teminatı olacaktır.

Son dönemlerde Türk-İslam dünyasının birlik olmasına dikkat çeken isimlerden biri de BBP Genel Başkanı Sayın Muhsin Yazıcıoğlu oldu. "Nasıl ki Avrupa Birliği, ABD birlik olmuşlarsa biz de üst birlikler kuralım" diyen Sayın Yazıcıoğlu, Türk İslam Birliğinin önemine dikkat çekmiştir.

 

 

 

 

muhsin-yazicioglu

 

    “Bizi mutlu edecek şey Türk-İslam medeniyetidir.”
      Muhsin Yazıcıoğlu

 

 

 

 

 

Başbakan Sn. Tayyip Erdoğan’ın Çabalarına dair The Guardian Gazetesi Haberi:


“... Türkiye Başbakanı Tayyip Erdoğan, daha kapsamlı bir arabuluculuk çabasının parçası mahiyetinde Suudi Arabistan, Mısır, Ürdün ve Suriye'deki Arap liderlerle bizzat istişarede bulundu. Ve Tahran'la ilişkileri dikkatli biçimde geliştiren, İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'la iletişim kanallarını açık tutan da Erdoğan'dı.

Erdoğan'ın hükümeti yönetiminde, Türk etkisinin Ortadoğu ve ötesine başarılı bir biçimde yayılması, Türkiye'nin vaktiyle geniş, ama artık geçersiz olan imparatorluğunun başka yollarla dirilmesini ifade eden 'yeni-Osmanlıcılık' diye adlandırılıyor. Hürriyet gazetesi Türk diplomasisinin Doğu'yla Batı, İslam'la laik Hıristiyan âlemi arasında bir kavşak gibi hareket ederek, yeni bir 'altın çağa' girdiğini öne sürüyor...” (The Guardian Gazetesi, 19 Ocak 2009)

[birlikpankarti_vatan030209.jpg]

İslam Konferansı Teşkilatı Genel Sekreteri Sn. Ekmeleddin İhsanoğlu: Türkiye’ye Gıpta İle Bakılıyor

İslam Konferansı Teşkilatı (İKT) ilk Türk Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu: “Başarılı bir demokrasisi olan Türkiye'ye, liderine, yönetimine, siyasi rejimine İslam ülkeleri bugün büyük gıpta ile bakmaktadır. Uluslararası diplomaside de Türkiye'nin BM Güvenlik Konseyi üyeliği vb adımlar atması bölgesindeki rolünü Batı ittifakına ait ve aynı zamanda Müslüman bir ülke olarak daha da artırmıştır. Bölgedeki tüm tarafların gözünde ülkemiz dürüst bir arabulucudur.” şeklinde açıklamada bulundu.

Gül, Ahmedinejad'la biraraya geldi

 

Sayın Mahmud Ahmedijenad’ın İstanbul Ziyareti Sırasındaki Açıklamaları

İran, Türkiye, Suriye ve Irak'ın iktisattan kültüre, siyasetten güvenliğe kadar her alanda işbirliğine gitmeleri tabiidir. Zira bu ülkeler aynı kültür havzasına aittir.

Türkiye'nin ilerlemesini kendi ilerlememiz gibi görüyoruz. Biz Kardeşiz. Aynı Dine Mensubuz. Halkı ve hükümetiyle Türkiye'yi çok seviyoruz. Çok seviyoruz.

Türkiye ve İran İmkanlarını birleştirerek birbirini tamamlayabilir. İki ülke arasındaki işbirliği büyük bir güç oluşturabilir. Bu güç bölge ve dünya barişinin tesisinde kullanilabilir. İzzet yolunda beraber yürümeye azmedersek bunu gerçekleştirebiliriz. Ne mutlu bize ki bu irade bugün iki ülkede de mevcuttur.

Biz Türkiye'yi içten seviyoruz. Türkiye ile daima beraber olacağız.

Sayın Ahmedinejad'ın verdiği bu mesajların İslam Birliği yönünde önemli açıklamalar olduğu Türk basınında da yer aldı. Bunlardan biri Sn.Hakan Albayrak'ın 16 Ağustos 2008 tarihli, "Ahmedinejad'ın Ziyareti: Tarihte Yeni Bir Sayfa" başlıklı yazısı idi:

"Türkiye'yi ziyaret eden İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad'ın dün İstanbul'da düzenlediği basın toplantısında verdiği bu beyanatlar, yepyeni bir İran-Türkiye Vizyonu'na işaret etmektedir. Bu vizyon, bir muhabbet vizyonudur. Bu vizyon bir stratejik ortaklik vizyonudur. Bu vizyon bir yoldaşlık vizyonudur. Bu vizyon bir ittifak ve hatta bir ittihad (birlik) vizyonudur... Bundan sonra yol, birlik ve beraberlik yoludur. İkili ilişkilerde yaşanan ufak tefek sıkıntılar bu gerçeği asla gölgeleyemez. İran Cumhurbaşkanı, bir Osmanlı camiinde Sünni kardeşleriyle omuz omuza Cuma namazı kılarak tarihte yeni bir sayfa açıldığını müjdelemiştir. Onu sevinç gösterileri ve tekbir sesleriyle karşılayıp uğurlayan cemaat de tarihte yeni sayfanın açıldığını coşkuyla teyit etmiştir. Mübarek olsun." (Hakan Albayrak, Yeni Şafak, 16.8.2008)

İran'ın en yüksek tirajlı gazetesi Hemşehri'de çıkan bir makalede ise Türk-İslam Birliği'nin önemi ve her geçen gün bu birliğe biraz daha yaklaşıldığı şu şekilde anlatılmaktadır:

"Ortadoğu, tarihinin en zorlu günlerini yaşıyor, fakat İran-Türkiye-Suriye ittifakı ile bütün krizlerin üstesinden gelebiliriz. Amerika, bu üç ülkenin beraber hareket ettiği hiçbir yerde başarılı olamaz. Irak'ta olamadı işte, Suriye üzerindeki planları da, İran ve Türkiye'nin Suriye'ye sahip çıkması sayesinde suya düştü... Ahmedinejad'ın Türkiye ziyareti, Bölgenin kurtuluşu için elzem (çok gerekli) olan ittihada doğru atılmış tarihi bir adım olacaktır."



Sayın Başbakan Tayyip Erdoğan’ın Açıklaması

"...En azından bundan sonra tarafların aklı selim ve basiretle diplomatik bir çözüm üretmeleri için Türkiye olarak sorumluluğumuzu yerine getirmeye çalışıyoruz. Diyoruz ki, uluslararası ilişkilerde kimse kazancını başkasının kaybında aramamalıdır. Esasen hiçbir sıcak çatışmanın mutlak kazananı da yoktur. Derin bir tarihe sahip ihtilafları kışkırtacak şekilde Kafkaslarda barış ve istikrarın bozulması, küresel barış ve istikrar açısından da çok ağır sonuçlar doğuracaktır. Tüm tarafları, az ya da çok herkesin kaybedeceği, herkesin bedel ödeyeceği çatışmacı bir güç yarışından kaçınmaya, bunun yerine, herkesin kazançlı çıkacağı, işbirliğine dayalı bir rekabete davet ediyoruz."

 


 

 

 

 



ABD'li ünlü stratejist, Stratfor'un Başkanı George Friedman, Türkiye'nin bölgesindeki gücünü artırmaya başladığını ve 2040 yılına kadar Osmanlı toprakları üzerinde yeniden hakimiyet sağlayacağını söyledi. Bu iddiayı ortaya atan kişi sıradan bir kişi olsaydı, bu gazetede elbette görüşlerine yer verilmeyecekti. Ama Türkiye'nin yeniden imparatorluk kuracağını öngören bu kişi, ABD'nin en önemli stratejik araştırma merkezlerinden biri olan Stratfor'un başındaysa ve kişi ABD Savunma Bakanlığı'na yakınlığı ile biliniyorsa söylediklerine biraz kulak kabartmak lazım.

"TÜRKİYE'NİN ESKİ OSMANLI COĞRAFYASINDA KURACAĞI EGEMENLİĞİN İZLERİNİ ŞİMDİDEN GÖREBİLİRSİNİZ" diyen Friedman,"süreç zaten başladı. Eğer islam coğrafyasına bakarsanız, Türkiye'nin bu ülkelerdeki ağırlığının giderek arttığını görebilirsiniz. B
ölgeyi domine etmeye başladı bile. Balkanlar'da ise Arnavutluk ve hatta Sırbistanla ilişkileri gelişiyor. Kafkasya'da ise Gürcistan ve Azerbaycan ile güçlü bir ittifak kurdu. Gelecekte olmasını öngördüğüm şeylerin şu anda gelişmekte olduğunu görüyorum" diyor. Friedman'a göre Türkiye doğası gereği lider bir ülke.

'BÖLGEDE BENZERİNİZ YOK'
Friedman, "Türkiye'nin iki karakteristik özelliği var. Canlı bir ekonomiye ve çok güçlü orduya sahip. Dünyanın en büyük 17'nci ekonomisine sahipsiniz. 2020'ye kadar 10'uncu sıraya çıkmanızı bekliyorum. Büyük bir orduya ve güçlü hava kuvvetlerine sahipsiniz. Coğrafik yapınız en önemli avantajınız. Kısacası, bölgesel güç olmak için gerekli her şey Türkiye'de mevcut ve bölgede başka benzeriniz yok" diyor.
Sabah Gazetesi, 4 Mart 2009



 

 

ANASAYFA